18. Yüzyıl Kadın Yazını ve Roman Türü
Proje ÖzetiBu araştırma 18. Yüzyılda İngiltere’de kadın yazınının ve toplumsal cinsiyet temsillerinin İngiliz romanının ortaya çıkması ve yükselişinde oynadıkları rol üzerinedir. Roman türünün 18. Yüzyılda İngiltere’de yükselişine yönelik çalışmalar genelde, orta sınıfın yükselişiyle arasındaki paralelliklere ve bağlantıya odaklanmıştır. 1950’li yıllarda romanı orta sınıf ideolojisi ile olan ilişkisi içinde tanımlayan Ian Watt ve Lukacs gibi eleştirmenler, romanın orta sınıfın varlığını temellendirdiği birey ve bilgi kuramlarını yansıttığını ileri sürmüşlerdir (Watt, 1968 Lukacs, 2006). Öte yandan, 1980’lerin sonlarından itibaren, birçok feminist edebiyat eleştirmeni, bu roman teorilerinin kadın romancıların türün gelişimi üzerindeki etkisini göz ardı etmekte olduklarını ve romanın yükselişinde kadın yazarların önemli bir yere sahip olduğunu öne sürmüşlerdir. Kadınlar, sadece yazar olarak değil, okur ve konu olarak da türün ortaya çıkışında ön planda olmuşlar. Roman türü, kadın alanı olarak tanımlanan evlilik, kadın-erkek ilişkileri, aile, çocukların yetiştirilmesi, bireyin büyümesi ve olgunlaşması gibi konuları kapsayan özel alanı anlatır. Bu araştırmada roman türü, Nancy Armstrong’un öne sürdüğü gibi, dişi bir tür olarak ele alınacak ve kadın yazarların ve kadın yazınının İngiltere’de gerçekçi roman geleneğinin ortaya çıkışında oynadığı rol tartışılacaktır (Armstrong, 1989). Kadın yazarların metinlerindeki toplumsal cinsiyet temsillerini inceleyerek, bu temsillerin roman türünün tanımlanması ile olan ilişkileri ortaya çıkartılacaktır.Bu araştırmada 17. Yüzyıl sonu ve 18. Yüzyılda, Aphra Behn, Margaret Cavendish, Delarivier Manley, Eliza Haywood ve Charlotte Lennox gib kadın yazarların ürettiği kurmaca metinler incelenecek, bu metinler romanın kanonlaşmış metinleri ile kıyaslanacak, bu metinler arasındaki ilişkiler kurguladıkları toplumsal cinsiyet temsilleri üzerinden incelenecektir. Bu dönemde yazılmış birçok roman kısa bir süre öncesine kadar roman çalışmaları içinde yer almıyordu. Roman kategorisine alınmayan ve bugün de birçok eleştirmenin romans olarak adlandırdığı kurmaca metinlerle roman oldukları konusunda hemfikir olunan, Samuel Richardson, Daniel Defoe, Henry Fielding gibi erkek yazarlarca üretilmiş kurmaca metinler arasındaki metinlerarası ilişkiler roman türünün oluşum süreci hakkında önemli ipuçları verir. Erken dönemde özellikle kadınlar tarafından yazılan ve dişil alan üzerine yoğunlaşan romanlardaki toplumsal cinsiyet, özel alan ve aşk ilişkileri temsilleri ile roman statüsündeki kurmaca metinlerin ürettiği toplumsal cinsiyet arasındaki farklılıklar gerçekçi roman söyleminin nasıl roman adıyla tek meşru kurmaca metin olarak yazın dünyasında yerini aldığını anlamaya yardımcı olacaktır. Bu çalışmada romans olarak adlandırılan kadın yazarların metinlerinde farklı bir cinsiyet, özel alan ve birey kurgusu olduğu gösterilecek ve romanın bu romans türüyle metinlerarası ilişkiler içinde, yeniden yazımlarla roman olarak ortaya çıktığı tartışılacaktır. Hangi kurmaca metinlerin roman türü olarak tanımlandığı ve bu tanımlamada toplumsal cinsiyet temsillerinin belirleyici rolü belirlenecektir. Bu çalışma böylece roman türü çalışmalarına önemli bir katkı sağlayacaktır.


