Yağ Grefti Sağ Kalımın ın Arttırılmasın da Eksozomların Etkileri
Yağ doku insanlarda enerji depolanması, metabolizma, ısı regülasyonu, darbe absorbsiyonu, hormon metabolizması fonksiyonlarında aktif olarak rol almaktadır. Yağ greftlerinin uygulama alanları günümüze kadar gelişmeye ve yenilenmeye devam ederek kraniofasiyal cerrahi, meme rekonstrüksiyonu, deri skar tedavileri, radyodermatitler, ankiloz ameliyatları sonrası eklem hareketliliğinde artış ve doku eksikliği olan bölgelerde rekonstrüksiyon veya estetik amaçlı augmentasyon için kullanılmaktadır. Yağ greftinin plastik cerrahi alanında en sık kullanımı otolog augmentasyon amaçlı kullanımıdır. Yağ greftlerinin tercih sebepleri; nonimmunojenik olması, biyouyumlu olması, bol bulunması, kolayca elde edilebilmesi ve doğal fizyolojik karakterlere sahip olmasıdır. Yine de düşük ve kestirilemez greft sağ kalımı başlıca zorluktur. Sık kullanımına karşın, yağ greftlerinin sağ kalımı ve remodelizasyonunu sağlayan mekanizmalar hala tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Yağ greftlerinin bir çok araştırmaya göre ortalama %50’si kaybedilmektedir. Bu resorbsiyonun esas nedeni olarak lokal iskemi ve gecikmiş revaskülarizasyon karşımıza çıkmaktadır. Sonuçta kaybedilen yağ greftleri tekrarlayan operasyonlara ve istenmeyen sonuçlara yol açmaktadır. Bu kayıpların engellenmesi için çeşitli yöntemler denenmektedir. Bu yöntemler arasında yağ greftlerinin trombositten zengin plazma (platelet rich plasma-PRP) ile birlikte uygulanması ve yağ dokusu içinde bulunan kök hücrenin (Yağ doku kökenli kök hücre-ASC) yağ grefti ile birlikte uygulanması gibi uygulamalar yer almaktadır. ASC, yağ dokudan kolaylıkla elde edilebilmektedir. Kolay ulaşılabilmesi, yüksek proliferasyon potansiyeli olması, kendi kendini yenileyebilmesi ve farklılaşma potansiyeli olması en önemli özellikleridir. Çalışmada araştırmak istediğimiz ise yağ doku kökenli kök hücre içinde bulunan hücreler arası etkileşimi sağlayan eksozomlardır. Bu çalışmada yağ greftlerinin sağ kalımında PRP, ASC ve eksozom tedavileri kontrol gruplarıyla karşılaştırılarak, daha güvenilir ve etkili tedavinin belirlenmesi amaçlanmıştır.


